Bir Kadın Hikayesi: Mutsuz Bir Evlilik

Bir zamanlar kağıda basılan “Found” dergisi vardı. 2000’li yılların başlarıydı. O zamanlar İnternet yeni yeni ortaya çıkmaktaydı ve kağıt dergiler hala revaçtaydı. Found, adından da anlaşılacağı gibi, “bulunmuş” ya da “buluntu” gibi anlamlara gelir. Bu dergide yayınlanan herşey bir yerlerde, birileri tarafından bulunmuştur. Yolda, evde, arka bahçede, parkta, eski bir harabede, havaalanında, pazarda, aklınıza gelebilecek her yerde bulunmuş görseller dergide basılırdı. Görseller dendiğinde; mektuplar, notlar, aşk hikayeleri, fotoğraflar, diğer semboller düşünülebilir.

O dergi şimdi online ve bence eski kalitesi kalmadı. Bulunmuş olduğu iddia edilen şeyler artık daha ucuz videolar ve görseller..

Aşağıdaki mektup bir zamanlar o dergide yayınlanmıştır. Eski bir evin gömme dolabının içinde bir duvara sokuşturulmuş olarak bulunmuştur. Tercümesi bana ait ve bazı yerlerde zor anlaşılır olabilir. Umarım yine de birilerine bir anlam ifade eder.. Mektup Suzanne isminde bir kadın tarafından yazılmış ve şöyle başlıyor: Mutsuz bir evlilik.. Ve devam ediyor:

“Günümüzde hangi evlilik mutlu?” diyeceksiniz ama bildiğim mutlu ve köklü evlilikler var. O evlilikler sadece yaşlılara ve ihtiyarlara, geçmişe ait değil.. Orta yaşlı ve hatta genç olduğu halde karşılıklı saygı, sevgi ve muhabbetle evliliğini sürdüren, ailesine gözü gibi bakan, kalbi çocukları için atan bozulmamış evlilikler var. O evli çiftlerin sırrı nedir diye düşündüm. Anladım ki; kişilerin hoyrat değil hassas olması gerekiyor. Anladım ki; “önce aile” demeleri gerekiyor. Anladım ki; bu kişilerin dünyadan beklentileri sadece kendi haz ve heveslerini doyurmak değil, arkalarından gelen kendi soylarını en iyi şekilde yetiştirmek. Çocuklarına saygı, sevgi, muhabbet, aileye düşkünlü, doğruluk, iyilik, hayır gibi konuları öğretmeden bu dünyadan ayrılmamak. Öğretirken söylediklerini sözde bırakmamak, tatbik etmek. Zira çocuklar söyleneni değil, gördüklerini taklit ederler.

Sözünü ettiğim o aileler soylu ailelerdir bence. Varoşta bile yaşasalar; eşler ve aile ön plandaysa; gözümde o çiftler soyludur. Dolayısıyla aile soylu bir ailedir. Soyluluk her zaman kandan geçmez. Soyluluk, hayatta duruşla ilgili mühim bir meseledir. Dilerse, her aile soylu olabilir! Soylu insanlar önce kendi ailelerinin ihtiyaçlarından ve mutluluğundan emin olur, sonra etrafta ilgiye muhtaç kimselere hayır yaparlar. Onlar soyludur, hassastır, içtendir ve insandırlar. Gerçek insan!

Benimkisi mutsuz bir evlilik. En başından yalanlara oturtulmuş bir evlilik. Yıllar içinde çocuklarım doğduktan sonra sırf onlar için yürütülmüş bir evlilik. Çocuklar liseye geldiklerinde, baba şefkatinin ve koca ilgisinin kesildiği bir evlilik.

Evliliğimi şöyle tarif edebilirim:

  • Baba figürü: Orta yaş krizine girmiş bir erkek. Kendinden başka hiç birşeyi düşünmeyen bir baba, orta yaşa gelmiş karısına tiksintiyle bakan bir koca, gözü ailenin dışında; her an kaçıp kurtulma özleminde bir insan..
  • Anne figürü: Çocuklar için her türlü fedakarlığı yapmaya hazır bir anne. Kimsesiz, yalnız, herşeyi içine atan, çaresiz bir kadın. ‘Evlilik bir kez yapılır, sahip çıkılmalıdır’ düşüncesinde bir kadın. ‘Bozmak kolaydır; zor olan tamir edip kullanmaktır’ anlayışındaki bir bilge.
  • Çocuk ve genç figürü: ‘Ne haliniz varsa görün’ diyen zamane gençliği. Sadece kendi hayatlarına gömülmüş, başka hiç birşeyle ilgilenmeyen sorumsuz, ruhsuz, duygusuz, düşüncesiz evlatlar.

Dedim ya.. Benimkisi mutsuz bir evlilik. Evin reisi bababır bizde. Önce onun dediği olur, zaten başkasının dediğini dinlese bile uygulamaz o! Babanın yapacağı herşey, evde kabullenilir. Evde; reis planları yapar! Parayı kontrol eder, gizli saklı telefon konuşmaları yapar, sadece kendisinin bildiği şirketelerle yazışmalara imza atar. Ev halkı bunlardan habersizdir. Evdeki reis birgün kapıyı çekip giderse, herkes eli kolu bağlı kalakalır. Kaldı ki baba her an çekip çıkıp gideceğini söylemekte, aileyi tehdit etmektedir.

Buna karşın eli kolu bağlı kadın, istikbalini ve maddi durumunu düşünmeyen bir anne, kendisini güvenceye almaya kalkışmayan bir eştir. Ve bu tam bir aptallıktır. Evin reisi her an gidebileceğini söylediği halde, kadın hiç birşey yapmaksızın beklemektedir. O kadının adı Suzanne. O kadın benim. Benim mutsuz bir evliliğim var. Ne yapacağımı biliyorum belki ama bekliyorum. Korkmuyorum. Ben doğruysam, doğruluğun beni bulacağına inanıyorum.

Benimkisi mutsuz bir evlilik. Gün gelir bu mektubu okursanız; her kim olursanız olun bana acımayın. Ben bu yolu seçtim. Kendi içimde huzurluyum. Çocuklarım büyüyüp evden ayrılacak, kendi hayatlarına daha da bir yoğunlaşacaklar. ‘Kocam’ dediğim insan kim bilir kiminle nerede ne yaşam sürüyor olacak. Ben bunları düşünmüyorum, ben doğru isem, doğruluğun er geç beni bulacağına inanıyorum. Siz de inanın..

İmza

Suzanne